.
Duygu Asena Kadının Adı Yok kitabı ile bir kadının yaşadıklarını yine bir kadının ağzından anlatıyor.Kadınların hayatta yaşadığı ortak maceraya tanık olacaksınız. Cinsiyetinin kadın olmasından dolayı yaşadığı sıkıntıyı,babanın erkekleri bir düşman gibi göstermesi,uzak tutmaya çalışması buna rağmen kitabın kahramanı yaşaması gereken aşkları ,tecrübeleri yaşayacaktır.Kitabın yazarı Duygu Asena 60 yaşında, 2006 yılında beynindeki tümör nedeniyle tedavi gördüğü hastanede vefat etmiştir

Romanın kahramanı Dorian Gray çok yakışıklı genç bir adamdır. Dorian'ın hayranı olan ressam Basil Hallward, onun güzelliğinden çok etkilenir ve sanatında yeni bir akım oluşturduğuna inanır. Basil'in evinin bahçesinde, Dorian Basil'in arkadaşı Lord Henry Wotton ile tanışır ve onun dünya görüşünden adeta büyülenir. Lord Henry, hayatta en önemli değerlerin zevk ve güzellik olduğunu düşünür ve Hazcılık üzerine kurulu bu düşüncelerini Dorian'a anlatır. Dorian bunun üstüne güzelliğini bir gün yitireceğini fark eder ve ağlayarak onun yerine Basil'in çizdiği resminin yaşlanmasını ne kadar çok istediğini dile getirir. Dorian'ın bu dileği gerçekleşir. Portresi işlediği her günahın izini taşımak üzere işaretlenir ve bu günahların her biri portresinde kusur veya yaşlanma belirtisi olarak yer alır. Dorian sansasyonlarla dolu bir hayat yaşar ama bir türlü yaşlanmaz. Kitapta ayrıca eşcinsel öğelere yer verilmiştir ve bu konuda büyük eleştiriler almıştır ancak döneme bakıldığında bu konuda bir devrim yapıldığını söylemek zor olmaz çünkü bu konuda yalın bir dil kullanılmıştır ve gayet açıktır. Ancak bu popularitesini daha da arttırmıştır ki yazarın klasik olarak sayılan tek romanıdır. Kitap, gotik korku fantezi türünde olup, Faust Efsanesi'ni andıran öğeler içermektedir.Faust daha çok bilmek adına ruhunu şeytana satarken, Dorian haz ve ölümsüz güzellik için şeytana ruhunu satar.
Çok düşündürücü yönleri vardır. Kalan dış güzelliği yanında iç dünyasının çirkinleşmesi bir resimde canlandırılır. Karakter şunu ifade etmiştir. "Keyif ise her şeyi tattım. Mutluluk ise asla."
Yaşanmış bir öyküyü dile getiren ve komşu ülke, İran'dan geçen bu ibret alınması gereken belgeseli soluk soluğa okuyacaksınız.
Git kendini çok sevdirmeden romanından :Onları görmüştüm.İsteyerek olmamıştı.Başıma böyle bir şey ilk defa geliyordu.İnsanları gözetlemeye meraklı değildim.Belki bazı kötü huylarım olabilirdi ama röntgencilik aklımın ucundan geçmezdi.Hayır.Salondaki sarılma sahnesinden sonra, birlikte yukarı çıktılar.Merdivenlere doğru sarmaş dolaş yürürlerken Ertuğrul dönüp bana baktı.Tuhaf bir bakıştı bu,sanki bir şey için izin istiyordu............
Ertuğrul anneme hafiften iltifat da ediyor.Çaktırmadan saçlarının ve ellerinin güzelliğini hatırlatıyor ona.Koltukta öne doğru eğilmiş,gözleri annemin gözlerinde,onun her sözünü dikkatle ve gülümseyerek dinliyor.Ben ömrümde Ertuğrul kadar iyi kur yapan adam görmedim.Akşama doğru,annemin onu yemeğe,hatta yatıya kalması için sürdürdüğü ısrarı güçlükle aşıp kendimizi sokağa atıyoruz.Annem arkadaşlarımızın artık on yedi yaşında kolej öğrencileri olmadığını nedense anlayamıyor.Hem Ertuğrul'la aynı evde uyumak düşüncesi bile karnıma ağrı sokmaya yetiyor zaten.....